page loader

Arbeta Blog YazılarıBİR MASAL DİYARI VİYANA

BİR MASAL DİYARI VİYANA

28 Eylül 2016
Bir Masal Diyarı Viyana

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde başlayan bu masallar ülkesi görkemli heykelleri, düzenli yaşamı, az ama kültürlü bir nüfusuyla Avrupa’nın kalbinde cezbedici bir haliyle ziyaretçileri kendisine çekmektedir.

Viyana’da beş bin yıl öncesine ait yerleşim yeri olduğunun bilinmesine karşın Viyana adının resmi kaydı 881’de ortaya çıkıyor. 8 milyon nüfuslu Avusturya ülkesinin 1,6 milyon nüfusu ile en büyük ve en kalabalık şehridir. Bakmayın nüfusunun böyle az olduğuna bir zamanlar 50 milyon nüfuslu koskoca Habsburg Hanedanlığının’da başkentliğini yapmış bir şehirdir. O Habsburg Hanedanlığı ki Osmanlı’nın en güçlü olduğu dönemde Osmanlı’ya kafa tutan ve defalarca kuşatılmasına rağmen düşmeyen bir şehirdir. Bundandır ki hanedanlık “Bütün Dünyanın Eğemenliği Avusturya’ya aittir” sözünün Latincesinin baş harflerinin armalarına yazmaktan onur duymuşlardır.

Viyana için “Kadın kadar baş döndürücü, aşk şarkısı kadar romantik, gizemli bir mektup kadar anlaşılamaz!” deniyor. Gerçektende şehrin güzelliği karşısında kendinizden geçmemeniz mümkün değil. Şehrin tarihi dokusu, faytonlar, kiliseler ziyaretçilerinin Viyana sokaklarında tatlı bir rüyaya dalmasına yardımcı oluyor.

Şehir 414 bin km² yüzölçümü ile Avusturya’nın en küçük eyaletidir. Kaplamış olduğu alanın yüzde otuzunu yeşil alan oluşturur. Ayrıca Tuna Nehri’nin de şehrin oluşmasına büyük katkıları olmuştur. Viyana günümüzde 23 bölgeden oluşur. Bunların adlarının yanında numaraları da vardır. Mesela 'Innere Stadt'a ayrıca '1. bölge' denir. Adres ve posta kodlarında da bu bölge numaraları bulunur.

Viyana 1850 yılına kadar bugün 1. Bölge'nin büyük bir bölümünü oluşturan tarihi kentten oluşuyordu. İmparator Franz Joseph döneminde ilk büyük kent genişletilmesi yapıldı: Kentin yakın çevresindeki varoşlar, kentin bugünkü 9. bölgesine kadar olan ilçeleri oluşturacak şekilde kente dahil edildi. 1 Ocak 1892'de kent ikinci defa genişletildi ve toplam 19 bölgeye kavuştu. 1900 yılında 2. bölgenin kuzey kesimi 20. bölge haline geldi. Şuanda şehrin birinci bölgesinde itibarlı ve zengin kişiler oturmaktadır. Şehrin 3.bölgesinden itibaren yabancılar ( Macarlar, Sırplar, Slovaklar, Türkler, vb..) oturmaktadır.

Viyana’nın merkezinden başladığımız şehir gezimizde Aziz Stephan Katedrali mihenk taşı görünümündedir. Yapımı ancak 1365 yılında tamamlanan Katedral II. Dünya savaşında yıkılan çatısı 1952 yılında onarılarak açılmıştır. 136 metre uzunluğunda bulunan kulesi, devasa büyüklüğünde çanı ki bu çanın yapımında Osmanlının bıraktığı toplardan dökülen demirin olduğu da söylenmektedir. Bu katedral ile ilgili söylenen o kadar çok şey var ki örneğin meşhur Kızıl elma düşünün bir ucu bu katedraldeki top olduğu söylenmektedir. Hatta bu topta ay-yıldız işarette bulunmaktadır. Bir çok kez kuşatıldığı halde alınmayan bu şehir düşten öteye gidememiştir. Katedralin içi dışı kadar insanı büyülemektedir. Gotik mimarinin nefes kesen bu eserin hikayesini dilerseniz rehber eşliğinde dilerseniz de kiralayacağınız Auido guide ile dinleyebilirsiniz. Katedralden çıktıktan sonra sizi Mozart, Haydn gibi ünlü simaların giyimleri ile karşılayan ve konser bileti satmaya çalışan Viyanalı gençleri görebilirsiniz. Günümüzde müzik dehalarından en büyüğü olarak gösterilen Salzburg doğumlu Mozart’ın ülkesinde müziğe verilen önemi görünce bilet satın almamanız içten bile değil.

Mozart’tan söz açılmışken sağlığında yeteri kadar değeri bulamamış bu ünlü simadan Viyana’lıların tabiri caiz ise her şeyinden yararlanmaları da gerçekten övgüye değerdir. Çeşit çeşit Mozart çikolataları, konserleri, restoranları, evi, cd’leri ciddi bir biçimde ekonomiye katkıları üst seviyededir. Biz bile kendisinden O yıllarda popüler olan Osmanlıların Mehter marşından etkilenerek bestelediği “Türk Marşı” halen ülke tanıtımında kullanmaktayız. Bu büyük üstadı saygı ile anıp Viyana sokaklarında keşfe dalıyoruz. Hofburg Sarayı ile Stephan Katedrali arasında kalan Graben meydanında çok güzel bir heykel sizi karşılıyor. Heykelin güzelliği ne yazık ki öyküsünü dinleyince insanda buruk bir tad bırakıyor. 1697’de ki büyük veba salgınından sonra onların anısına dikildiğini ve adına da Veba Sütunu denildiğini, ölenlerin tam bu noktada acele ile gömüldüğünü öğrenince içiniz biraz burkuluyor. Bu ölümsüz eserin diğer heykellerde olduğu gibi üstü file ile örtülü görünce, güvercinlerin marifetlerinin ne kadar etkili olduğunu görebiliyorsunuz.

Sokakta bu eserleri para karşılığında çizen ressamları görmeniz ve bu eserleri bu ressamların elinde seyretmeniz gerçekten çok güzel bir duygu.

Viyana’nın kafeler ülkesi olduğunu hatta herşeyin müzesi olduğu gibi içinde serbestçe sigarada içebileceğiniz kafe müzesi olduğunu gözleriniz ile görmeniz diliniz ile tatmanız ile mümkündür. Bu ülkenin kahveyi Osmanlı’nın bıraktığı kahve çuvalları ile tanımış olması da ilginçtir. Ayrıca her zaman övündükleri ve bunu da dünyaya kanıtladıkları güzel tatlılarının olması da övgüye şayandır. Krallara tatlı hizmeti veren meşhur Demel Pastanesinde Viyana Kahvesi ve tatlı denemenizi tavsiye ederim.

Karnınız acıkırsa yemenizi tavsiye edeceğim güzel yemeklerden anavatanı Milano olmasına rağmen onlardan daha iyi yaptıklarını düşündüğüm şinitzeldir. Gerçektende kahveden sonra şinitzeli yedikten sonra çağlardan beri komşu büyük imparatorlukların birbirini ne denli etkilediklerine şahit olacaksınız.

Viyana’da en çok hoşunuza gideceklerin başında bisiklet için yapılmış olan yollar olacaktır. Hatta bisikletliler için trafik işaretlerinin olması bile gerçekten bu küçük ülkede her şeyin en ince düşünüldüğünü gözler önüne sermektedir. Hiç yanmayacak şekilde yeşil ışığa aldırmadan bekleyen Avusturyalıları görünce gerçekten sosyal düzenin kişilerin refahı için ne denli önemli bir unsur olduğuna kanaat getireceksiniz.

Viyana’nın gezilecek sarayları arasında “Viyana'nın Versailles'i" da denilen güzel Pınar anlamına gelen Schönbrunn Sarayının ayrı bir yeri vardır. 1400’den fazla odası olan, her bir odasının ayrı ayrı süslemesi ve dekoru bulunan bu sarayın ayrıca bahçeside dillere destandır. UNESCO Dünya tarihi miras listesinde bulunan bu sarayı heyet güneş ışıklarından korumak için pencerelerinin kapanması talimatını vermiş. Bu durum ziyaretçilerinin canını sıksada eseri korumak için gerekli olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Sarayın muhteşem bahçesinde bir gezi yapmanızı ve Viyanalılar gibi çimlere uzanıp eğer şansınız varsa güneşlenmenizi öneririm. Sarayın içinde birde elma tatlısı yapılan Schwarzenberg Café’ye uğramanızı elma tatlısı ile kahve içmenizi öneririm. Bu sarayın büyükler için olduğunu sakın düşünmeyin zira çocuklar içinde sarayın içinde bir müzenin olduğunu onlara müze gezme bilincini aşıladıklarını görebiliyorsunuz. Ayrıca sarayın yanında ki park alanından yürüyerek hayvanat bahçesine ulaşabilir ve hayvanları kendi evlerindeymiş gibi hissettiren bu parkta hoşça vakit geçirebilirsiniz.

Viyana’da Hofburg'daki görkemli apartmanların yanında ilginç evlere de sahip. Hundertwasser Evi de bunlardan biri. Kalke köyü adı verilen bu binanın içine doğa sanki taşınmış. Viyana’nın göbeğinde rengarenk bir köy kurmuş ünlü mimar. İçeride. sizi ünlü mimarın şu sözü karşılar “Doğayla barışık olun, yağmuru kurtarın, her yağmur damlası doğadan öpücüktür”.

Neubau'da ki Museumsquartier eski ve yeni başta olmak üzere sanat ve müzeler'in oluşturduğu bir binalar topluluğudur. Neubau’da ki Museumsquartier 60.000 m²’lik alanı ile Viyana’da ki en geniş alana sahip Kültür Merkezi'dir,dünyada ise barok yanında yeni tarzdaki yapıları ile en büyük sekizinci Kültür Merkezi'dir. Museumsquartier 1998 yılında eski Kraliyet atlarının yetiştirilip bakıldığı kompleksin tadilat yapılarak bugünkü müze halini alması 2 milyar Avro’ya mal olmuştur. Gerçekten sanat ve kültür için harcanmış büyük para!

Viyana’nın gece yaşamı da kendine has özellikleri taşır. Sabah saatlerine kadar süren eğlencede Mozart’ın ülkesinde tekno müzikle eğlenmekte tezat olsa da yeni dünya düzeninde hoş karşılanmaktadır. Bu arada Viyana’da bulunan Türk girişimcilerde bu anlamda boş durmamışlar ve birinci kuşak babalarının aksine şuanda girişimciliğe soyunmuşladır. Bunlardan bir tanesi de Viyanın merkezinde Ice Bar “Buz Bar” adlı işletmedir. Dışarıdan sıradan bir olarak gözüken Buz bar özel elbiseler ve eldivenler ile ile sizi içerisi – 20 derece olan bu buz gibi ortamda eğlenmeye davet ediyor. Bardakların, barmen masasının bile buz olduğu bu farklı mekan yanan ateşinizi söndürecek cinsten tabi donmazsanız.

Viyana alışveriş konusunda da diğer Avrupa ülkelerine nazaran oldukça ekonomik alternatifler sunmaktadır. Özellikle süper marketler Türkiye ile kıyaslandığında bile oldukça cazip fiyatlar ile satış yapmaktadır. Bu süper marketlerin ortak noktalarından biriside çevreyi koruma görevi ile poşetleri para ile satmalarıdır. Bu yüzden alış veriş yaptıktan sonra Viyanalılar gibi yanınızda çanta getirmenizi hiç kimse yadırgamayacaktır.

Şarabı, gotik yapıları, sarayları, Mozart’ı, Osmanlı izleri, faytonları, şinitzeli kısacası Viyana Avrupa’nın göbeğinde keşfedilmeyi bekleyen bir masal şehri...